Acı Duygusuyla Yaşamak

0
429

PSİKOLOJİK DANIŞMAN UĞUR KARAÜZÜM

Binlerce yıldır yeryüzünde yaşayan insanların yaşadığı en gerçek duygu, acıdır. Diller, renkler, dinler, yaşam biçimi, fiziksel özellikleriyle çok değişken bir yapıya sahip olmuş insanın yüzlerindeki acı ifadesi hiç değişmedi. Hüznün kalbe yansımasını çehreler, hep aynı mimikle gösterdi. Bu açıdan evrensel bir duygu olan acının tanımını yapmak gerekirse acı, beklendik veya beklenmedik bir durum, olay, davranış karşısında verilen tepkilerden biridir. Genellikle insanların yaşamaktan çekindiği, onu yaşarsa büyük bir yıkım olacağına inandığı bir duygudur. Aslında acı ağırlamaktan hoşlanacağımız veya hoşlanmayacağımız bir misafir gibidir. Onun gelmesi bazen belirli bazen belirsizdir. Anadolu kültüründe misafir kim olursa olsun, ona değer verilir; onu güzel bir şekilde ağırlamak istenir. Belki de aynı şekilde acıyı da kabul etmek gerekiyor, ağırlamak gerekiyor. Onu kucaklamak ve kabullenmek gerekiyor. Acı insani yanımızın halen ne kadar güçlü olduğunu belirten en önemli şeylerden biridir. Ve acının tek başına bir hiç olduğu unutulmamalıdır.

Evren bize her şeyin zıttıyla var olduğu mesajını, simetrinin evrende ne kadar ihtiyaç duyulan bir düzen olduğunu birçok kere anlatmaktadır. Günü geceyle; karanlığı aydınlık ile; yeryüzünü gökyüzü ile; karayı deniz ile; bir kelebeğin kanadını diğer kanadı ile anlatmaktadır ve mutluluğu da acıyla tamamlamaktadır. Mutluluk tek başına anlamlı olamazdı, elbette karşısında onu tamamlayan bir başka şey olmalıydı. Bu açıdan yaklaşıldığında acı aslında doğru ve anlamlı yaşanırsa diğer tüm duygular gibi insana çok şey kazandırır. İnsanın acıdan kaçması ve ondan korkması yerine acıyla birlikte yürümesi gerekmektedir. Misafir bir süre kalacaktır ve sonra evi terk edecektir. Acı da bir süre bize eşlik ettikten sonra yerini başka duygulara bırakacaktır.

Psikolojide bir duygu ekolü olan Gestalt bu konuda önemli bilgiler sunmuştur. Kelime anlamı “bütün, tam” olan Gestalt, bize insanın zıt kutuplarıyla var olabileceğini anlatmaktadır. Tüm duygular işlevseldir ve bu duygular birbirini tamamlayınca bir anlam bulduğunu söylemektedir. Daha sonra biraz daha gelişerek “insan parçalardan oluşan bir bütündür ve bu bütün insandan daha fazlasıdır” demiştir. Yani biz acıdan ve mutluluktan ibaret değil, acı ve mutluluğu birlikte sindirmiş acıdan ve mutluluktan daha öte duygulara sahibiz denmektedir. Acıyı yaşamanın öneminden de “Bitmemiş İşler” kavramıyla anlatmaktadır. Bitmemiş işler, bitmemiş duygular, tamamlanmamış anılar, öykülerden bahsederek aslında toplumda da sık sık dile getirilen, bir inanç haline de gelmiş olan “yaşanması gerekiyorsa yaşanmıştır ve orada kalmış olması gerekmektedir” vurgusunu yapmaktadır. Nieschtze’nin meşhur “beni öldürmeyen şey güçlendirir” sözünü bu bağlamda ele aldığımızda aslında bahsettiği şey acının gerçek bir işlevinin olduğudur. Acıyı yaşamak öldürmez, acıyı yaşayamamak öldürür. Acı yaşayıp anlamlandırarak yaşayan bir insan bundan gelen ve bundan daha öte bir insani duyguya erişebilir, mutluluk. Bunu acının bir türü olan aşk acısını anlatan Fuzuli’ye sözü teslim ederek; acıyla, mutlulukla, korku ile yaşayın, onlardan kaçmayın diyerek yazıyı okuyan tüm değerli arkadaşları selamlıyorum.

Çok oldukça gam u derdüm reh-i ışk içre hoş-halem

Fuzuli şad olup şükr itmeyeyüm mi ni’metüm artar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here